Yavuz Yıldırım
Serdar Ortaç albümü mü, yoksa Serdar Ortaç şarkıları mı ?
Tuğba Atak
''Bölüm 5- Sana Evet Dememe İzin Verme...''
Özgür Özgülgün
Kendi İçime Röportaj Yaptım...
Nazlı Tansalıç
Anayasa Paketinde “Tarihi Karar”
Kurşun Kalem
"ÖNCE İNSAN OL, SONRA GAZETECİ"
Kapı Eşiği Sohbetleri/Yağmurcu
Fantezi...
Eftalya Nur Öktem
''YERSEN GÜZELLİK YEMEZSEN REZİLLİK...''
Burhan Akdağ
Para değil dayıya ihtiyaç var…
BABAKUŞ
Fantezi...
Olaylı günlerdi o günler, o zamanlar öyle denirdi. Malum, seksen öncesi dendiğinde anlatılan dönem gibi, sancılı.

Çocukluğumuzda, tahtadan yaptığımız kılıçlarla, yarattığımız hayali düşmanla dövüşmekten tecrübeliydik. Atalarımız, ata olmadan önce hep cenk etmişlerdi. Topraklarını genişletmek, ülkeyi ganimetle doldurmak, devşirmeler yetiştirmek, ecnebinin avradını baldan tatlı bilmek, haremlikler, selamlıklar / kulakları çınlasın padişah analarının / otuz iki tekmil baltacıyı gazlamak Katerinaya, bizim hamurumuzdan gelirdi. Yine barış içinde her dinden insanı bir arada yaşatmayı başarmak da ne garip. Toprak almak yerine, kendi topraklarını sınır tanımak bir tek Ata’ya mahsustu.“yurtta sulh cihanda sulh” demişti. Ondandır O, Ata değil Atatürk oldu.Bir yanda üç hilalin torunları, diğer yanda sosyalizmin oğulları güle oynaya gün geçirecek halimiz yoktu herhalde, vuruştuk biz de vurulana kadar.Sere serpe uzanınca fark kalmadı aramızda, sağı solu bir olduk ve uğruna çarpışılan hilallerimiz hepimizin güneşini batırdı.

Olaylı günlerdi o günler, o zamanlar öyle denirdi. Malum, seksen öncesi dendiğinde anlatılan dönem gibi, sancılı.

Böyle zamanlarda Adem Baba’dan akrabayız, yan gözle bakamazdık kız erkek birbirimize. Aşıklar mum gibi erirdi yine de açamazlardı kolay kolay içlerini kedilerine bile.Tesadüf bu ya; o zamanların tabiriyle keskininkinden solcuyum, namı da almış yürümüş bizim lisenin.Tam ülkeyi kurtaracakken yapılır mı bu bana.Bütün suç beni onunla tanıştıran sınıf arkadaşı, kapı komşum.Tanrım bu ne hal, bana neler oluyor, aklımda hep olursan nasıl konur korsan, atılır slogan. Bir içli aşk ki sorma gitsin. ”Yuh be oğlum bula bula bu zamanı mı buldun?” Doğru ya ulus benden görev bekliyor on altı yaşımda. ”Kendine gel, davranışlarını tart biraz” diyor arkadaşlarım. Ardından bir oyun sopa. Önce Aşk galip gelmişti kantarında yaşamın, sopayı yiyince oturdum aşağı. Yüreğimin ilk çırpınışıydı o zamanlar.İlk aşk sancısı, ülserimden daha ağrılıydı benim için sonrasında anladım.Öyle böyle değil, karşılıklı aşk. Leyla, Mecnun solda sıfır yanımızda. Her solukta onu hissetmekse sevda, ben öyleydim. Rüzgarına kapılıp yaşamın, savrulup gitmek istemiyordum. İçinde bulunduğum huzur zamanları, kaybedişlerimi unutturuyordu bana.İlk şiirler, ilk resimler, ilk “sonraki şarkı bizim olsun” lar, ilk mektuplar, ilk ele ele tutuşmalar ve ille de sahilinde yürümeler Yenikapı’ nın. Keşke gerisi gelmeseydi. Başımda kavak yelleri, aklım bir karış havada, havaya girdim.İlk aldatmalar...

Elimdeki güzelliklerin farkına O’nu kaybettiğimde vardım. Bir daha şükretmediğim hiç olmadı, ne çare kaybetmiştim. Yaşam boyu verdiğim mücadelede hep O’nu aradım. Günün birinde karşılaşmayı, kavuşmayı umdum, her günümü satır satır sakladığım günlüğüm yanı başımda. Gün oldu devran döndü, ne yaptıysam başıma geldi, aklım da… İlk çocukluk, ilk gençlik, olgunluk, ikinci bahar, yaşlılık her dönem insanlar için. Fakülte, staj, iş, eş derken yıllar geçti. Duramadım buralarda, kaçtım gittim. Sidney, Viyana, Londra sonra Paris. Bir feyk attım dünyaya, yiyiverdi. Teklediğinde kalbim her dilde, dinde sevmeyi öğrenmiştim, küfür etmeyi de ana avrat dümdüz. Bir acısını dağlamayı öğrenememiştim kalbimin. İlk sukoyuverdiğinde de yurda döndüm. Pek hayıra alamet değilmiş bu teklemeler, yolun sonu olduğunu öğrendiğimde iş işten geçmişti. İbadetin yalnızca aşka yapılması gerektiğini öğrendiğimde ise altmışımı çoktan aşmıştım, evli ve çocukluydum artık. Ensem kalınlaşmadı, göbeğim çıkmadı, palazlanmadım çok şükür. Helalinden olanlara sözüm yoktur. Kulağa hoş geliyor diye çalıp çırpmadım bir çırpıda gavurun malını. Kim bilir hangi diyarlardaydı ilk aşkım. Aradan çok zaman geçmişti. Yüzünü yüzüme çizmiştim. Benimkisi kırışmıştı, O’nunki öylece duruyordu. Elimin bir yanı o, kalbimin tümüydü, yaşamımı adadığım değerler dışında. Son çeyrekte dolaştım durdum çocukluğumuzda beraber gittiğimiz yerleri. Hiçbir şey eskisi gibi değildi. Değişmişti, değiştirmişti, değişmiştim. Oturduğumuz park, plaza, dolaştığımız mahalleler alışveriş merkezi, sokaklar otellere peşkeş. İki damla göz yaşı akıttım toprağa, başladığımız yer yok oldu diye. Sesimi duydu güz, gelmeden mevsimi hareketlendi doğa. Göçmen kuşlar senli sevinçler, senden haberler uçurdu bana. Melekler şehri oluverdi İstanbul, iblisler kol gezerken arka sokaklarda. Bir peri uzandı eliyle, dokundu omzuma. O’nu bir okulda oğlumu okuturken buldum, evli ve iki çocuklu. Yalnızca telefonda konuştuk, günlerden bahar. Görüşürüz dedik, anlatacak her şey hiçbir şeymiş varlığında, anlatamadım. Hiç görüşmedik, hiç konuşmadık, hiç öpüşmedik, hiç sevişmedik, hiç kavuşmadık. Zordu bizim zamanımızda kavuşmak.

Olaylı günlerdi o günler, o zamanlar öyle denirdi. Malum, seksen öncesi dendiğinde anlatılan dönem gibi, sancılı.

“Bir adam yazı yazardı darağacında üç fidan, yazı bittiğinde kırılmıştı kalem. Bir timsah göz yaşı dökerdi yitip giden yıllarına gençliğin, onursuz. Bir ressam resim çizerdi, renklerle bezerdi tuvalini, gökkuşağına denk; siyah. Omuzunda leke beş para etmez,satıldı yüz lira. Öldü gitti sonunda. Mezarına üç kişi gelmedi. Bir ben gittim şükretmeye tanrıya.”

/1988’de ölümünü beklemeden intiharla yaşamına son verdi.. Haber vermek için on yıl önce boşandığı eşini, vasiyeti üzerine günlüğünü teslim etmek için ilk aşkını aradık, ikisi de gelmedi. Sağnak yağmur eşlik etti O’na bir de belediyenin cenaze arabası protokolden…./
0 3032 17.06.2010 18:49
Bu Haber Hakkında Yorum Yapılmamış!
Haber Hakkında Yorum Yapın
İsim
E-mail
Yorumunuz